Başlangıç harfleri: z, n, ç
ZAİL: (Ar.)(za:il) Yok olan, ortadan kalkan, sürekli olmayan.
Ara ara benliğinde zail olaylar vardı onun. Zihni bir sürtüşme içersinde debeleniyordu. Bazen sadece görmek istediklerini görüyordu. Sonra durdu ve ben ne halt ediyorum böyle dedi. Konuşmaya başladı birden aynadaki görüntüsüyle "sanıyordum ki ben zail olan bedenimdir baki kalansa içimde yücelttiğim ruhum, benliğim. Oysa hiç bir şekilde sonlanmıyor ki varoluşum, bedenim. asıl o sonsuza dek devam ediyor bu maceraya. Zail olansa benliğim, ruhum..." Artık bakamıyordu eskisi gibi sonsuzluğa. Kayboluyordu farkında olmadan yavaş yavaş...
NUMARA: (İt.)(Numero) Bir şeyin bir dizi içindeki yerini gösteren sayı, rakam. 2) Ölçü derece 3) Benzer şeyleri ayırt etmek için her birinin üzerine işaret olarak yazılan sayı. 4) Öğrenciye verilen not. 5) Bir telefonun açılmasını sağlayan sayılar. 6) Eğlenceli oyunlardan her biri. 7) argo; hile, düzen.
Öncelikle belirtmezsem çatlarım o beş numaralı anlam ne öyle. Hım ilginçmiş...
Nazım Hikmet'in yapı kredi yayınlarının çıkarttığı şiir kitaplarından 3 numaralı (şiirler 3 Kuvayi Milliye/Gece 21-22 şiirleri/Dört hapisaneden şiirler/rubailer) olanı seçtiğinde aklından onun numarasını hatırlamaya çalışıyordu. Daha fazla tahmin gücünü zorlayıp nöronlarına zarra vermemek adına telefon defterini çıkarttı cebinden. evet oda her genç gibi cep telefonu kullanırdı fakat ondan yazılı belge hastalığı vardı. Ya bu elektronik cihaz bozulurda ortada kalırsa öyle dımdızlak. ayrıca telefon kartıda taşırdı eskilerele hem güven duyardı. Defterin g harfli bölümünü açtığından numaralandırdığı 7 tane Gizem isminden hangisinin o olduğunu düşünmeye koyuldu. Madem bu kadar düşünmeye değerdi de ne halt yemeye 3 sene önce yazılmış bu isimler içersinden ayırt edemiyordu onu. Birden aklına lisede ki o sınav sonrası geldi hoca 57 numara vermişti birlikte çektikleri o sınavda kağıdına. Ne küfür etmişlerdi ama. bu düşüncelerden kurtularak tek tek yazılı numaraları aramaya koyuldu ve numara yaptı karşısındakilere onu bulana dek...
ÇATKI: is. Uç uca birbirine çatılan şeylerin bütünü. 2) Sehpa 3) alından geçerek başın çevresine çamber gibib bağlanan bağ, kaşbastı. 4) Bir işin bütünün veya parçalarının bir araya getirilmesine uyulan yöntem.
Son olarak döndü ve arkasına baktı. Arkasında kalan tek şeyin annesi tarafından yalanan kedi yavrusu olduğunu görünce şaşırmadı ve düşüncelerini çatkılayıp yoluna devam etti. Ne zamandan beri durum böyleydi, neden fark edememişti? Arabasına bindi, dikiz aynasından tek bacağı görünen kırık çatkıyı gördü ve işte tam o anda ağlamaya başladı. Belkide kelimeler hiç bu kadar etrafta uçuşmamıştı. Hemen yolun öbür tarafına geçti ve gaza bastı. Yakalamalıydı onu, bulmalıydı... Ondan bu kadar kolay vazgeçemezdi. 23 np 458 plakalı volvo arabayı yakaladığında gözleri çakmak çakmak oldu. İşte oradaydı arka camdan ağlayan gözlerle bakıyordu. Peki kimdi bu? Niçin vazgeçilmezdi? Alt tarafı en fazla 1 yıl daha yaşardı. Hem bilim için gitse daha hayırlı olmaz mıydı? Sonsuza dek anılmaz mıydı? Bu çatkı doğru değil miydi? Sakın bana seçimler, tercihler demeyin bana göre görecelidir doğru yanlış ama bu durum farklı. Olamaz mı yani? 1 yıl daha birlikte mi yaşasınlar? Yoksa sonsuza dek anılsın mı?
4 Nisan 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder